aynı masada oturuyoruz - aynı tabaklar - aynı tatlar - aynı içkiler...
sen aynı - ben aynı
ama biz farklı - eski sofralarımızda ki bol sohbetler, gülüşmeler, bakışmalar - o keyif yok...
derin sessizlikler, yüz yüze bakmamalar, baksada görmemeler, duymamak için konuşmamak -
ben düşünceli, kafamda bir sürü söz, bir sürü isyan ama susuyorum - senin kafandan neler geçiyor hiç bilmiyorum -
konuşmamak beni yoruyor, kafamdaki düşünceler yoruyor, çaresizlik yoruyor - ama tek kelime etmiyorum, edemiyorum.
Bence sende biliyorsun tükendiğimizi ama bu rolü güzel oynuyoruz - tükenmemiş gibi hala hayallerde ilk zamanlardaki düşlerde yaşıyoruz
o sıralarda hep bir umut var içimde - bu adam beni bilirdi konuşmasam da anlardı - belki anlıyordur yine belki bir mucize gibi değiştirecek her şeyi kurtaracak bizi - o mucizeler yaratan kahramananımdı.... Ama olmuyor ne sen ne de ben hiçbişey yapmıyoruz.
Sesler büyüyor içimde çığlık oluyor ama ağzımdan çıkmıyor çığlıklar öylece kalıyor. Bir çığ gibi büyüyor. Neden sonra gözlerimde görüyorsun - anlıyorsun. Belki sende çaresiz izliyorsun.
Şimdi zar zor - emekleye emekleye - düşmemek için tutuna tutuna çıkıyorum o döngüden. O döngüde kalsam yitip gidicem - gidicez. İkimizi de kurtarıyorum belki -
Birbirimizi yitirip bitirmeden, nefessizlikten ölmekten -
Şimdi ne masa var - ne içkiler - ne sen ne de ben... Ama yaşıyoruz nefes alıyoruz. Sonsuzlukta sorguluyoruz.
Bize kalan en güzel şey, beraber yaptığımız en güzel şey için güçlü olmaya çalışıyoruz. Ona tutunuyoruz.
Hikayenin sonu yok - olamazda
Ama şuan - şimdi - bugün... İkimizde geldiğimiz ve elbet geçeceğimiz bu evrende tutunmaya çalışıyoruz.
Yapılan yanlışlar, kaybedişler, iç çekişler, yaralar hepsi bizim - güzel anılar, bakışmalar, şarkılar hepsi bizim -
Bundan sonrası - dudaklarımızda bir dua - aldığımız bir nefes