31.01.10
hayatıma yeni giren pembe dalgıç - "adamım"
adamım, bir çim adam... onun zamanla saçları çıkacak, şu anda en çok istediğimiz şey çimden olan saçlarının uzaması... onun saçları uzayacak ve biz mutlu olacağız - işte aslında mutlu olmak bu kadar basit - sen emek verirsin, o emek verir içinizde zamanla büyüyen çimlerin kokusu burnunuza gelmeye başlar. Mis gibi çim kokusu, beraber büyüttüğünüz bir sevginin kokusu - içinizdeki mutluluğun kokusudur aslında...
Çocukken hayatın bir oyun olduğunu biliyoruz da büyüdüğümüz zaman niye unutuyoruz!!!
30.01.10
...uzanmış birbirimize şirinlik yapıyoruz.
" Hiç kimse için tam öyle biri yoktur ki" dedi.
" Oturup imal etmek lazım onu. Sen yapabilir misin?"
Başını göğsümden kaldırıp gözlerini gözlerime dikti.
" Yapabilsem senden yaparım bi tane daha" dedim. " Bu burundan, bu dudaklardan, zor ama, şu gözlerden."
Utanıp başını indirdi yine göğsümde kayboldu...
... Kafasını kaldırmadan konuşuyo şimdi:
" Ben seni kaç tane seviyorum biliyo musun? Üç tane, beş tane filan değil, sekiz tane... Ama yatık sekiz."
Doğruldu.
"Biliyosun di mi yatık sekizi?"
Parmağıyla havaya sonsuzluk işareti çiziyor.
"Yatık sekiz... Yani sonsuzluk demek."
Demesin ama böyle...
- Deme ama böyle . Bu çok ciddi ve bağlayıcı bir laf şimdi. Böyle olmadığını biliyoruz.
- Niye ki? Şu an ben böyle hissediyorum.
- Ama şu an.
...
Oturup günümüzün dolmasını bekleyelim. Hem belki o "şu an"lardan birinde takılır kalırız. Olamaz mı?
... Hem şimdi böyle sarılıp uzanmışken...
Ne kadar güzeliz... Ne kadar güzeliz...
Yatık Sekiz - Atilla Atalay
" Hiç kimse için tam öyle biri yoktur ki" dedi.
" Oturup imal etmek lazım onu. Sen yapabilir misin?"
Başını göğsümden kaldırıp gözlerini gözlerime dikti.
" Yapabilsem senden yaparım bi tane daha" dedim. " Bu burundan, bu dudaklardan, zor ama, şu gözlerden."
Utanıp başını indirdi yine göğsümde kayboldu...
... Kafasını kaldırmadan konuşuyo şimdi:
" Ben seni kaç tane seviyorum biliyo musun? Üç tane, beş tane filan değil, sekiz tane... Ama yatık sekiz."
Doğruldu.
"Biliyosun di mi yatık sekizi?"
Parmağıyla havaya sonsuzluk işareti çiziyor.
"Yatık sekiz... Yani sonsuzluk demek."
Demesin ama böyle...
- Deme ama böyle . Bu çok ciddi ve bağlayıcı bir laf şimdi. Böyle olmadığını biliyoruz.
- Niye ki? Şu an ben böyle hissediyorum.
- Ama şu an.
...
Oturup günümüzün dolmasını bekleyelim. Hem belki o "şu an"lardan birinde takılır kalırız. Olamaz mı?
... Hem şimdi böyle sarılıp uzanmışken...
Ne kadar güzeliz... Ne kadar güzeliz...
Yatık Sekiz - Atilla Atalay
27.01.10
olan her şeyi rızayla karşılama halet-i ruhiyesi içindeyim ...
tevekkül pasif bir hal değildir. Dünyaya tevekkülle bakabilmek için bir hayli gayret ve kararlılık gerekir. Aktif bir haldir tevekkül.
Gerçek derviş sükunetiyle kasırgalar yaratır. Duruşu rüzgardır, sessizliği kelam...
tevekkül pasif bir hal değildir. Dünyaya tevekkülle bakabilmek için bir hayli gayret ve kararlılık gerekir. Aktif bir haldir tevekkül.
Gerçek derviş sükunetiyle kasırgalar yaratır. Duruşu rüzgardır, sessizliği kelam...
26.01.10
bazı şeylerin olmasının bir nedeni var ya bugünün böyle geçmesinin de bir nedeni var! Günleri ve tarihleri takip edemezdim ya... ederim sandım ama hala edemiyorum!
şemsiye
şemsiye
tozlu bir şemsiye durur
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla
anımsar mısın bilmem
yağmurun bardaktan
boşanırcasına yağdığı o günü
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
dudaklarımla hesaplamıştım
yüz ölçümünü
nicedir sokağa çıkarmıyorum
şemsiyeyi
korkuyorum çünkü
kapısı açık kafesinden
uçan bir kanarya gibi
beni ikinci kez terk etmenden
yanıt alamayacağımı bilsem bile
yanına gidip
sorarım hergün şemsiyeye
altında elele
nasıl görünürdük diye
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla
anımsar mısın bilmem
yağmurun bardaktan
boşanırcasına yağdığı o günü
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
dudaklarımla hesaplamıştım
yüz ölçümünü
nicedir sokağa çıkarmıyorum
şemsiyeyi
korkuyorum çünkü
kapısı açık kafesinden
uçan bir kanarya gibi
beni ikinci kez terk etmenden
yanıt alamayacağımı bilsem bile
yanına gidip
sorarım hergün şemsiyeye
altında elele
nasıl görünürdük diye
Sunay Akın
22.01.10
bir aşk gördüm - sırrını merak ettim
aşkın sırrını ancak yazarak öğrenebileceğimi biliyorum artık...
bir film yeniden kurgulanır ve bir aşk ölümsüzleşir - los abrozos rotos
orada çok uzaklarda kimsenin bilmediği bir deniz kıyısında sıkıca sarılmış duranlar biz miyiz?
kendimizden, gerçeklerden, zamandan kaçıp saklandığımız yerde her şeyden sıyrılıp sadece biz olabilir miydik?
aşkın sırrını ancak yazarak öğrenebileceğimi biliyorum artık...
bir film yeniden kurgulanır ve bir aşk ölümsüzleşir - los abrozos rotos
orada çok uzaklarda kimsenin bilmediği bir deniz kıyısında sıkıca sarılmış duranlar biz miyiz?
kendimizden, gerçeklerden, zamandan kaçıp saklandığımız yerde her şeyden sıyrılıp sadece biz olabilir miydik?
20.01.10
bir rakı sofrası düşlerim, kadehler bir kaç dostun elinde, gözlerimde sevdiğimin gözleri, bir kaç rakı erbabının eşliğinde...
haftasonu kışın soğuğuna inat deniz kenarında kurulacak rakı sofrasının hayali içimdeyken - hayat boyu kaç rakı masasında olurum bilemem ama dileğim bir rakı masasında kadehimi ehl-i keyif adam, rakı erbabı Aydın Boysan'la tokuşturmaktır...
"Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve muhabbet eşliğinde içmeli...
Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır...
Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir...
Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla yayılması sağlanır... Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür...
İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin birnefes alınırki akciğerler de nasibini alsın...
Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı kadehleri masadan kalkmaz...
Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz. Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır...
Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz... İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez...
Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da (konmasa daha iyi olur ama)buz konur... Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar...
Rakıdan anlayanların, Antalya meyhanelerinde garsonluğa soyunanlara bunu anlatması gerekir...
İcmeye başlamadan önce aperatif birşeyler yenmelidir. Favori zeytinyağlılardır. Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak, alkolün genzinize doğru gelmesini engeller...
Rakıya buz koymak yanlıştır. Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar. İdeal karışım bozulmuş olur. En uygunu rakıya soğuk su koymaktır...
Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. Hadi bakalım hoşgeldiniz vs. falan diye... Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır...
Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir... Rakı şalgam suyuyla içilmez!... Mezesiz rakı içilmez. Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var diyorsanız gidin bira filan için...
Şişe numarasının önemi yoktur. Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk gelmez...
Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz... Bağıra çağıra, Böğüre öğüre konuşulmaz... Sakin olmak, efendi takılmak gerek...
Önce kendine gel,
sonra meyhaneye
Kalender ol da gir
kalenderhaneye
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye
Rakı bardağı boş beklemez...
Evet masadan kalkarken bile dibinde biraz bırakılır... Usul, adap bilen en genç kişinin saki olması adettendir, büyüklere (ki büyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz...
Ev sahibi olsabile... Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır, daha da içmek isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir... Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir, bunu farkettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıpgitmelisiniz, ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı terketmeyin... Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor kalkılır, hoş karşılanmaz...
Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada sosyetik hanımefendiler olsa dahi) olmaz... Her nevi ızgara balık (çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği, hususinihavend ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi, akordeon, keman ve ud da uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlucl'si 70'dir...
Rakı yalnız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindiresindire) içilen bir içkidir... Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir... Yani hem anlatır hem dinler... Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır... Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir... Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hemde diğerlerine karşı saygılı olmak zorundadır... Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir, aksi yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır, yanlıştır... En büyük mezesi muhabbettir...
Muhabbet konusu "bi kız vardı, 5 yıl sevdim, yüzüme bile bakmadı" gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi,"bu güneş niye hep doğudan doğuyo batıdan batıyo?" gibi yarı-felsefikonular da olabilir...
Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş sarımsaklı zeytinyaği süslemesi... Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının kendine has tatlı nefasetini dengeler, damarlarınızı büzer anasonla dost olur, buna misal olarak dağ lahanası turşusu verilebilir...
Yarasın."
Aydın Boysan
Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır...
Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir...
Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla yayılması sağlanır... Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür...
İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin birnefes alınırki akciğerler de nasibini alsın...
Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı kadehleri masadan kalkmaz...
Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz. Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır...
Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz... İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez...
Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da (konmasa daha iyi olur ama)buz konur... Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar...
Rakıdan anlayanların, Antalya meyhanelerinde garsonluğa soyunanlara bunu anlatması gerekir...
İcmeye başlamadan önce aperatif birşeyler yenmelidir. Favori zeytinyağlılardır. Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak, alkolün genzinize doğru gelmesini engeller...
Rakıya buz koymak yanlıştır. Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar. İdeal karışım bozulmuş olur. En uygunu rakıya soğuk su koymaktır...
Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. Hadi bakalım hoşgeldiniz vs. falan diye... Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır...
Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir... Rakı şalgam suyuyla içilmez!... Mezesiz rakı içilmez. Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var diyorsanız gidin bira filan için...
Şişe numarasının önemi yoktur. Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk gelmez...
Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz... Bağıra çağıra, Böğüre öğüre konuşulmaz... Sakin olmak, efendi takılmak gerek...
Önce kendine gel,
sonra meyhaneye
Kalender ol da gir
kalenderhaneye
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye
Rakı bardağı boş beklemez...
Evet masadan kalkarken bile dibinde biraz bırakılır... Usul, adap bilen en genç kişinin saki olması adettendir, büyüklere (ki büyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz...
Ev sahibi olsabile... Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır, daha da içmek isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir... Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir, bunu farkettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıpgitmelisiniz, ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı terketmeyin... Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor kalkılır, hoş karşılanmaz...
Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada sosyetik hanımefendiler olsa dahi) olmaz... Her nevi ızgara balık (çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği, hususinihavend ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi, akordeon, keman ve ud da uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlucl'si 70'dir...
Rakı yalnız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindiresindire) içilen bir içkidir... Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir... Yani hem anlatır hem dinler... Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır... Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir... Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hemde diğerlerine karşı saygılı olmak zorundadır... Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir, aksi yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır, yanlıştır... En büyük mezesi muhabbettir...
Muhabbet konusu "bi kız vardı, 5 yıl sevdim, yüzüme bile bakmadı" gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi,"bu güneş niye hep doğudan doğuyo batıdan batıyo?" gibi yarı-felsefikonular da olabilir...
Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş sarımsaklı zeytinyaği süslemesi... Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının kendine has tatlı nefasetini dengeler, damarlarınızı büzer anasonla dost olur, buna misal olarak dağ lahanası turşusu verilebilir...
Yarasın."
Aydın Boysan
18.01.10
Günbatımı Şeytan Sofrası'nda olduğu kadar, Cunda'da da alaca tonlarıyla büyüleyici darbeler vurur ufka...
Onu izlerken artık kendinle değilsindir.
Yaradılışın şafağına doğru sürükler seni.
Asal gerçeğe, ilk masumiyetine...
Onu izlerken artık kendinle değilsindir.
Yaradılışın şafağına doğru sürükler seni.
Asal gerçeğe, ilk masumiyetine...
13.01.10
Kumsalda ayak izleri var - çıplak ayaklarım, izlere basarak adım atıyorum. Sıcaklığı hissediyorum. Yürüdüğüm yerde bir kuş kanat çırpıyor, duyuyorum. Etraf karanlık değil ama her an kararacakmış hissi var içimde - bu yüzden içimde bir telaş. Kuşun kanat çırpışını duydukça sakinleşiyorum. Takip ettiğim adımlara tekrar bakıyorum - ve koşmaya başlıyorum bambaşka bir yöne doğru... - annemin kulağıma fısıldadığı masallarla büyüdüm -
fantastik bir dünya yarattım
şaşırmayın ama her şey olabilir -
ben de size bir masal anlattım... başını siz bulun - kahramanlarını yerleştirin - sonu sizi mutlu kılsın!!!
fantastik bir dünya yarattım
şaşırmayın ama her şey olabilir -
ben de size bir masal anlattım... başını siz bulun - kahramanlarını yerleştirin - sonu sizi mutlu kılsın!!!
12.01.10
kısır döngü -
hiç -
bişey -
yapama -
dığım için -
bunalıyorum -
bunaldığım -
için -
hiç bişey -
yapamıyorum -
----------------
hiç -
bişey -
yapama -
dığım için -
bunalıyorum -
bunaldığım -
için -
hiç bişey -
yapamıyorum -
----------------
10.01.10
kışın yalnız bırakılmış ada'nın bizi kucaklayan ılık havasını solurken - gözlerimin içine hem ilk defa görüyormuş gibi hem de yıllardır tanıyormuş gibi baktı - ağzımızda ki yıllandırılmış şarabın tadını paylaşırken...
08.01.10
bitirilen kitabın ardından sayfaları çevirirken göze çarpan altı çizili cümleler
"Her gün yüzlerce insan görürüz. Yollarda, otobüsler, taşıtlar. Her birinin hikayesinde ne derin acılar. Ama farkına varmadan.
Onlar da öyle. İçlerine kapanmış iki insancık. Kadın ya da erkek. Diva ya da eşcinsel. Şizofrenik ya da aklın öte yakasına geçebilmiş. İki iyi insan. Kimselere zararı dokunmadığı halde, onları teşhir masasına yatırabilirsiniz. Tıbbi bıçaklarınızla kesip biçin! Önemsiz: Mustafa Hatice algılamıyor, Hikmet'in meydan okuyuşları şaşırtıcı. "
Selim İleri - Yarın Yapayalnız
- - - -
msn çevrimdışı iletisi -
gönderilen şarkı ile dost özlemi odaya dolar...
Oceana - Cry cry cry
When she was a young girl
She used to play with me
I was her best friend
We were inseparately
We loved to ride our bikes
Playin’ hide and seek
Sneeking all the night
Dancing in the street
I look back at the time
Now i realise
She loved to play with fire
I should have seen it in her eyes
I should have seen it in her eyes
I was her best friend
We were inseparately
We loved to ride our bikes
Playin’ hide and seek
Sneeking all the night
Dancing in the street
I look back at the time
Now i realise
She loved to play with fire
I should have seen it in her eyes
I should have seen it in her eyes
Deep inside, you cry cry cry
Don’t let your hopes,die die die
Deep inside, you cry cry cry
Don’t let your hopes,die die die
Don’t let your hopes,die die die
Deep inside, you cry cry cry
Don’t let your hopes,die die die
http://fizy.com/s/17wd89
05.01.10
ağlama! ağlarsan sihir bozulur...
Elena'nın ninnisi - kalbimde acının tadı
Güz Sancısı
Yılmaz Karakoyunlu
Elena'nın ninnisi - kalbimde acının tadı
Güz Sancısı
Yılmaz Karakoyunlu
03.01.10
hani uyku mahmuru yüzüne sabah serinliği çarpar
ağzında sıcak gevrek tadı, burnunda gazete kokusu olur ya
içinde bir huzur, bir huzur...
işte öyle bir sabah tadında başladım güne
ağzında sıcak gevrek tadı, burnunda gazete kokusu olur ya
içinde bir huzur, bir huzur...
işte öyle bir sabah tadında başladım güne
02.01.10
...güzel insanlar olsun çevrede, ağızlarda lezzetli yemekler olsun, kadehler boş kalmasın rakı dolsun, rüzgarın serinliği yüzlerde, denizin dinginliği yüreklerde olsun, omuzunda her daim güven duyduğun bir dost, gözlerinden mutluluğu gördüğün bir sevgili, içimizde Ocak ayında denize girmenin çılgınlığı dolu olsun, güneş içimizi ısıtırken elimde elin, bir fotoğraf karesinden yansıyan mutluluk olsun...
bu sene boyunca da böyle olsun...
... Biz ne zaman içsek,
İç değilizdir aslında.
Dışımızda bronz bir akşam sözcüğü,
Çırıl bir efkar sözcüğü
Delikanlı kıvamında sevda değilse de
Tabansız sevişmelerdeki el değmemiş pişmanlık
Biz ne zaman içsek,
iç değilizdir aslında.
Bu alkol ikindisi şiirle
Şimdi burda açılsaydın
Adımın baş harfi gibi
Belki ağustos kokardı ağustos
Sen,
Fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara
Senine boyuna sevilmiş sen
Yalanı sevdasından büyük sen
Bir bil-sen.
Biz ne zaman içsek seni düşünüyoruz
Genzimizde göl gözyaşları
Biz ne zaman içsek,
İç değilizdir aslında.
Dışımızda bronz bir İzmir akşamı...
Yılmaz Erdoğan
bu sene boyunca da böyle olsun...
... Biz ne zaman içsek,
İç değilizdir aslında.
Dışımızda bronz bir akşam sözcüğü,
Çırıl bir efkar sözcüğü
Delikanlı kıvamında sevda değilse de
Tabansız sevişmelerdeki el değmemiş pişmanlık
Biz ne zaman içsek,
iç değilizdir aslında.
Bu alkol ikindisi şiirle
Şimdi burda açılsaydın
Adımın baş harfi gibi
Belki ağustos kokardı ağustos
Sen,
Fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara
Senine boyuna sevilmiş sen
Yalanı sevdasından büyük sen
Bir bil-sen.
Biz ne zaman içsek seni düşünüyoruz
Genzimizde göl gözyaşları
Biz ne zaman içsek,
İç değilizdir aslında.
Dışımızda bronz bir İzmir akşamı...
Yılmaz Erdoğan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



