27.02.10

24:00 itibariyle yeni bir gün başladı -
bugün 48 kez dinlediğim şarkıyı son kez dinleyip uykuya sarılıcam
bütünleştiğim şarkı  - http://fizy.com/s/18i84x

Yeni doğmuş bir bebek
Yeni açmış bir çiçek gibi
Bir ömür var önümde
Yaşarım istediğim gibi
 
Bazen sıkılırsın
Bazen bunalırsın hayattan
 
Biliyorum ben böyleyim

Yeter ki iste sakın korkma hayattan
 
Farkındayım seninleyim
 
Kal kal kal
Hep yanımda kal

26.02.10

Bir gün İo'yu gören Tanrı Zeus, ona aşık olur. Kocası Zeus'un bir başkasına ilgi duyduğunu öğrenen Hera, kıskançlığa kapılarak İo'yu Zeus'tan ayırmanın yollarını arar. 
Zeus, İo'yu Hera'nın gazabından korumak için sevgilisini buzağı biçimine sokar. Ancak Hera, buzağının kendisine verilmesini ister. 
İo'yu alır ve bin gözlü dev Argos'u başına nöbetçi diker. 
Zeus da Hermes'i göndererek devi büyüleyip öldürtür. İo devden kurtulmuştur; ama Hera bu kez de bir at sineğini İo'ya musallat eder. Sinek ısırdıkça, buzağı kılığındaki İo'nun canı yanar; Trakya'dan İstanbul Boğazı'na gelir, boğazı geçerek Asya yakasında kıyıya çıkar. 
Bu öyküden dolayı İstanbul Boğazı, "buzağı geçidi" anlamına gelen Bosphorus adını alır. 
İo, "Altın Boynuz"u geçtikten sonra bir kız çocuk dünyaya getirir. 
Adını Keroessa (Haliç)  koyar. Keroessa'nın Deniz Tanrısı Poseidon'dan Byzas adlı bir çocuğu olur. Byzas büyüyünce, annesinin kendisini doğurduğu yerde bir kent kurar. Kent, kurucusu Byzas'tan dolayı Byzantion olarak adlandırılır. 

İşte bu Bizans toprakları - Konstantinopolis - halkın söyleyişiyle Estanbool şimdiki İstanbul...
Aşk çocuğu Byzas'ın topraklarına geri döndüm - yine yeni bir yaşama adım attım - özlemle heyecan birbirine karıştı...
Aklım, kalbim Ege'de ben aşk çocuğu Byzas'ın topraklarında -
İstanbul'la biz...
 

23.02.10

bir gece ansızın bir demet kış çiçeği - freesia... 
hayatıma hoşgeldin
kışı sevme nedenimsin ya sen - bizim çiçeğimizde kış çiçeği
aşk çiçeği
sevgilinin nefesi kadar güzel
güzel kokulu freza ile başlamalı aşk, bir kitap arasında kurutulup baktıkça hatırlanmalı-
umutsa anlamı, aşk mevsiminin başlangıcının sembolü


öylesine biz...
öylesine umut dolu...
öylesine mis kokulu...

22.02.10

... apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum...  
Ümit Yaşar 

20.02.10

..."en güzeli sabah kıpırtınla uyanmak"...
aslında sevgiye aşk katan- ancak aşık gözle bakınca farkedilebilecek ufak -kendine has- ayrıntılarını sevmek belki de

18.02.10

bunlardan bir cümle olmuyor ama kocaman mutluluk oluyor...
otoban-papatya-ada-soba-bira-güneş-deniz-müzik-kabuklu badem-yeşil elma-balık-midye-boyoz...

15.02.10

yolculuktan önce - yorgunluktan sonra

aşk kelimeleri sevmez -

söyleyecek bir sürü kelime biriktirirsin yokluğunda 
onu gördüğünde hepsi uçuverir
o anı bozmak istemezsin 
söyleyeceklerinin bir önemi de kalmamıştır zaten -

ama sonra yalnız kalınca yine kelimeler doluşurlar kucağına
gün gelir - bir nefes dolusu solukta konuşuverirsin
anlatırsın içindekileri -
tam da o anda aşkı öldürmüşsündür
şimdi ellerine bulaşan kırmızılığı yüzüne götürürsen
onu kırmızı perdenin ardından görürsün ve
canın acır...

14.02.10

aşkın sembolüyse eğer bugün - gerçek aşkın destanı ile kutlansın

Ariadne...  
Dionysos...

Dionysos bir gün etrafında gezinen perilerden, satyrlerden ayrı olarak denizin kıyısında oturmuş, bir yandan şarabını yudumluyor aynı zamanda da yalnızlığın huzuruyla manzarayı seyrediyordu. O sırada bir korsan gemisi denizde seyretmektedir. Dionysos'u görür görmez hemen kıyıya yanaşırlar ve genç delikanlı Dionysos'un üzerine saldırırlar.
Ellerini kollarını bağlayarak korsan gemisine götürürler. Bu arada da şarap tanrısı sesini hiç çıkartmaz, onu yaka paça götürenlere gülücükler saçıyordur. Lakin, gemiye götürdükleri andan itibaren Dionysos ihtişamıyla bu haddini bilmezlere görünmeye başlar. Önce kollarına geçirilen zincir kendiliğinden paramparça olur, gemiyi bir sağa bir sola sallamaya başlar, keskin çığlığıyla da geminin halatları korkunç yılanlar haline gelir, geminin direği üzüm salkımlarıyla dolup taşar, devasa bir sarmaşık geminin her yanını sarar, korsanların şaşkınlıkları karşısında gülerek, kendisine yapılan haksızlığın acısını çıkarmaya bakmaktadır. İçlerinden ise sadece geminin kaptanını affeder, çünkü kaptan Dionysos'un Olmypos tanrılarından biri olduğunun kanaatine varır. Diğer korsanlar ise denizin ortasına bezenmiş yeşilliklerin içerisinde kaybolur, hepsi kendini teker teker gemiden aşağıya atar. Dalgalar hepsini içine çeker, denizin yüzeyine tekrar geldikleri zaman ise Dionysos hepsini yunusbalığına çevirir. Dionysos korsanların icabına baktıktan sonra kaptana, gemiyi Naksos Adası'na doğru sürmesini ister.
Naksos Adası'nda ise Eros'tan nasibini almamış, eski sevgilisi için ağıt yakan güzeller güzeli Ariadne bulunmaktadır. Theseus ise taş gibi yüreği olan bir kahramandır, o sadece savaşır, canavarlarları (chimeira) öldürerek zevk-i sefa ediyordur. Lakin Ariadne, Theseus için köle olmaya bile razı olmuştur. Gidişin ardından, kalbinin derinliklerinde kaybolmuş, son gördüğü anın hatırasını korumak için adanın yüksek bir dağına çıkıyor, eski sevgilisinin gemideki hayalini canlandırıp ıssızca kayboluşunu hayal ediyordur.
Ağlamaktan gözlerinin altı şişmiş, upuzun düz saçları dağılmış, aşkla dolu yüreğinin terkedilmişliğinde ölümü beklemektedir. En sonunda ağlamaktan yorgun düşerek denizin kıyısında uyuyakalmıştır. Bu arada da Dionysos, Naksos Adası'na varmış, gönüllerden kederi defeden, neşe ve mutlulukla çevresine teselli veren o sanatsal Dionysos, Ariadne'yi görür görmez aşkın oklarından birinden nasibini alır.
İlahi güzelliğin karşısında büyülenmiş şarap tanrısı, Ariadne'ye: ''sen ki Theseus'a gönül vermiş ümitsiz aşık, ilkbaharın neşesiyle canlanırdın hep ama hüznün gölgen olmuş, şarap tanrısının sevgilisi olmayı hak etmeden evvelki uyuşmuşluğu almaya geldim, benimle gel.'' Bu sözlerin arkasından Dionysos parlak bir taç çıkartır, bu kutsal taç Ariadne'ye dokunur dokunmaz, uzar, göklere kadar yayılır. Üzerinde bulunan her kıymetli taşların, cevherlerinden her biri gökyüzünde parlamaya başlar, birer yıldız olurlar.
Dionysos ve Ariadne'nin kutsal evliliklerinin hatırasını ebediyen saklamak adına, her bir yıldız gökyüzüne çakılı kalır. Daha sonra Dionysos alayının her daim en başında yer alan Baccha'lar bu yüce evliliği kutlamak adına ortaya çıkarlar, her zaman şarap içerek gezip tozan bu periler, bu kez şarap içmeden de sevinçten sarhoş olurlar. Kimisi asma dallarını başına geçirir, kimisi elinde de şarap kadehiyle dans etmeye başlar. 
Ayaklarını her bastığı yerden çiçekler yeşermeye başlar. Satyrler, Silenoslar, Pan hepsi Dionysos'un evliliğini kutlamak için orada olurlar. Pan; flütünü çalarak, Satyrler; ellerine geçirdikleri bir boynuzu üfleyerek buğulu ve ritmik sesler çıkartıyorlar; silenoslar ise yaşlılıklarının verdiği yorgunluğa aldırmadan bir oraya bir buraya koşturuyorlar, şarkı söyleyip raks ediyorlar, Eros ise Ariadne ve Dionysos'un yanında aşktan nasibin almış iki çifte güleryüzle bakıyor, adaya aşk tohumları ekiyordu. Dionyos ve Ariadne tanrılar arasında en ihtişamlı olan bu düğünün ardından evliliklerini baş başa kutlamak adına Naksos Adası'ndan ayrılıp başka bir adaya giderler. Sonsuza dek beraberce aşkın, kederin, mutluluğun, sevginin sembolü olurlar...

12.02.10

aşk mı kaderi kovalar...
kader mi aşkı...

hamlet

11.02.10

ben bir ateşböceği gördüm!!!

10.02.10

hayatına giren güzel şeylere kızgın
olacak olan kötü şeylere tutkun
serseri - 
hani bunu okuduğunu biliyorum ya 
bugün senden haber aldım - 
sokak çocuğu olmuşsun
ne mutlu sana 
söylediğin şarkı vardı ya...
şimdi burada senin için
http://fizy.com/s/1ahe5e 
aklına daha fazla eziyet etme

08.02.10

bazen işte öyle
hem her şey
hem hiçbir şey

06.02.10

hadiiii.... 1. yıl kutlaması yapalım
geçen sene bugün - içimi dökmeye başladım
okuyanlarla paylaştıkça değer kazandı yazdıklarım
koskocaman ve çok zor bir yıl,
ve şimdi hayatımda sadece değerli olanlar kaldı
zor şeylerin ardından güzel şeyler olurmuş - oldu
6.2.09 - o zaman hüzünlü gözüm vardı 
6.2.10 - şimdi gülümsemem olsun

05.02.10

sevdim ve gittim
boşluğun aktığı yöne
boğazımda bir lokma dirençle
deniz adamları sızarken içeri
günaçımı pencerelerden
Avuçlarımdan sıyrıldı karperçemleri
Küçücük fenerlerine sesimin eridi gecenin tınısı
Gözlerim salgın birer uçurum
Sevdim ve gittim
Yolum aydınlık olsundu
tırnaklarımdan doğan
akrebin oniki boğumu 
umuduma ölüm sundu
Gitmek sevmek kadar yiğitlik değil
Kırmızının kırıldığı yerde gül biterken
Gecenin bittiği kente dönerim, senden de...


Kaan İnce - Tını 1997


...bir ışıklı pencere...

04.02.10

gün yağmurluydu, otobüs yeşildi, 9-10 numaralı koltuklardı - masal ülkesine yolculuktu
hiç önemsizmiş gibi görülen her şey çok değerliydi, hem ilk hem sondu -
karlar ülkesinin kötü cadısından korumak için bütün bir gece sıkıca sarılmıştı
gün ışıdığında büyü boyulmasın diye söylenmeyen kelimeler gözlerinin ardından yansırdı 
her yer soğuktu - sadece sevgi ısıtabilirdi... 
yaşananlar bir sır olmalıydı, izleri gerçek dünyaya taşınsa bile - bir sırdı ve o sır içimde bambaşka bir his büyütürdü -
hepsi bir masalda yazılıydı... 


bana bir varmış de 
bir yokmuş deme...
İçime dokunuyor.
Can Yücel