30.11.09

Bugün yine güne başlayamadım, uyanır uyanmaz yanı başımda bulduğum kitabıma sarıldım... Evde yalnız olmadığımı hatırlatan ses ve beraberinde yatağıma gelen günlük gazete...
Kitaba ara verip, gazeteye sarıldım - bir köşe yazısı ve ben yine darmadağınık -


Gel Benimle -  Ayşe ARMAN"



Erişkinim. Yetişkinim.
Olgunum. Ve dolgunum.Artık 20’lerimde olduğu gibi içimden geldiği gibi davranamam. Yapamam. Hep iç seslerime kulam asamam. Büyüdüm ben. Makul olmalıyım. Mantıklı olmalıyım. Oturaklı olmalıyım. Sürekli yüreğimin götürdüğü yere gidemem. Oberjin miyim neyim ben? Olmaz! Artık değil. Gitmeyeceğim. Ih ıh. Çünkü mantıklı değil.


Allah var. Bir hafta dayandım.
Son derece makul bir kadın gibi davrandım.
Yani mantığım cumartesiye kadar benimleydi. Onu en son o zaman gördüm ama gitti. Beni terk etti. Olay şöyle gerçekleşti:
Havaalanına “adı bende saklı adam”ı yolcu etmeye gittim. Üç gün ayrı kalacağız diye kahroluyoruz. Karalar bağlamışız. Müthiş bir matem havası. O 72 saat nasıl geçer? Gidiyor ya, kalbimin ucu ilkokul çocuklarının defter sayfaları gibi bükülüyor. Ona sonsuza kadar el sallayacağım ve arkasından ağlayacağım, rolüm bu. Ama çok acı çekiyoruz. Yapışmışız birbirimize, ayrılmak istemiyoruz.
Gerçekten o 72 saat nasıl geçer?
“Adı bende saklı adam” birdenbire...
“Gel benimle” diyor “Yemek yeriz, sinemaya gideriz, yarın sabah dönersin.”
“Delirdin mi?” diyorum.
“Akşam yemeği için Londra’ya gidilir mi? Onca yol tepilir mi? Cumartesi akşam git, pazar sabahı dön. Yapılmaz. Günah. Döverler adamı! Hem gerçekten mantıksız!”
“Ben hep mantıklıydım” diyor.
“Ne tuhaf ben de hep mantıksızdım. Artık büyümek ve mantıklı olmak istiyorum!”
 Birden iyice saçmalıyorum:
“Hem diş fırçam yok yanımda!”
“Ama pasaportun var” diyor, “Bize de o gerekiyor.”
 Ve o sihirli cümleyi yeniden söylüyor:
“Gel benimle...”


İnsan, birini yolcu etmeye gidip, yolcu etmekten vazgeçip onunla birlikte uçağa biner mi?
Biner.
Bazen birinin, “Gel benimle” demesi yeter.
Gidersin.
Kalbinin sesini dinlersin. İyi de edersin. İnanılmaz eğlenirsin. Uçakta da içersin.
Ve ne olur?
Olayın kendisi, yanındaki adamın cazibesi ve içki seni çarptığı için Londra’ya sarhoş inersin!
Pasaporta zikzaklar çizerek gidersin. Bu kadar mutlu olmayı hak edecek ne yaptım dersin.


“İyi misin? Az kaldı otele...”
“Londra’daki en gıcır taksiyi seçmek zorunda mıydın? Ayıp olacak şoföre” dememe kalmadan, “adı bende saklı adam” ne demek istediğimi anlıyor ve kucağında duran dergiyi bir sayfasından külah yaparak bana uzatıyor.
Uzatıyor ki, daha fazla içimde tutamadığım kırmızı şaraplar, dışarı çıkabilsin...
Kusuyorum ve gülüyorum.
O İngiliz şoför bile gülüyor halimize.
Üstüm başım batmış bir vaziyette odaya giriyoruz.
Hevesinizi kursağınızda bırakmam istemem ama bir duş ve ben sızıyorum.
Birkaç saat sonra...
“Aman Tanrım, Londra’ya sızmaya mı geldim?” diye panik içinde uyanıyorum. Saat gecenin üçü, o saatte gidecek bir yer de yok ama nasıl huzurluyum. “Adı bende saklı adam”, pantolonumu yıkamış, ıslık çalarak fönle kurutuyor.
Demek bitmedi gece!
Gecenin o saatinde kendimizi Londra sokaklarına vuruyoruz.
Kendimize Chinatown’da 24 saat açık bir lokanta buluyoruz.
Her şey inanılmaz romantik ve büyülü.
İyi ki mantıklı ve makul davranmamışım.
“Gel benimle” diye bir adamın peşinden gitmişim.


Hiç uyumadan Heathrow’a gidiyorum.
O şimdi başka bir yere uçuyor.
Ben ise Türkiye’ye dönüyorum.
İkimiz de havadayız yani.
Ayaklarımız yere basmıyor yani.
Bu satırları uçakta yazıyorum.


Ben bu yazıda ne anlatmaya çalışıyorum.
 Aşk varsa, mantık yok.
 Sürekli makul olacağız da ne olacak? Madalya mı takacaklar? Mantıklı bir kadın olma hayallerimi 20 yıl kadar ertelemeye karar verdim, değişmeyeceğim anasını satayım.
Doğru insan, “Gel benimle” derse, nah gitmezsin.
 Hayat güzel ve ben olmadığım kadar mutluyum.


HAMİŞ


BU yazıyı tam 9 sene önce yazdım. 
9 sene önce “adı bende saklı adam” sevgilimdi, sonra sevgilim artı çocuğumun babası oldu.
“Gel benimle” dedi, peşinden Dubai’lere gittim, iyi ki de gitmişim. Şimdi de bayram için Adana’dayız. İnanmayacaksınız ama buraya gelmemizi isteyen de o. Alya, kuzenleriyle, buradaki akrabalarıyla daha yakınlaşsın, Adana kebabını filan tanısın istiyor. Buradakiler de, buradayken yazı mazı yazmamı istemiyor! Hadi ben içli köftelere, analı kızlılara devam edeceğim. Yemekler ve sohbet şahane, bugün bana müsaade...

29.11.09

hiç yaşanmayanın yaşanmışlığına değil daha çok hiç hissedilmeyenin hissedilmesine -
bedenimin titremesi - sebebi sensin...

Anısı biz olalım bu sokakların 
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiçbir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen...


- Ahmet Telli

27.11.09

bugün içimde çocuklarda ki bayram sevinci yok !
aslında ben bayramları, ritüelleri çok severim ama son zamanlarda bayramlar içime o çocuksu sevinçle gelmiyor...
yine gelecekte umutlarım, bir sonraki bayram olacak - çocuksu mutluluğum geri gelecek diyorum...


sevinçlerim, mutluluğum benden saklanıyorlar ama onları saklandıkları yerden bulup, çıkarıp, sarılıcam - belki şimdi değil ama yakın zamanda olacak !!!


bayram sevinci ol gel içime -

23.11.09

belki de bu benim hayatla oynadığım bir oyundur ???
kendimi kandırıyorum, kendime kanıyorum...
sonra gerçekler yolumu kesiyor - kaçamıyorum
ama ben sonra yine kendimi kandırıyorum...


yüzümdeki gülümseme sebepsiz olmasın artık - içten gelsin istiyorum

20.11.09

Gecenin yakamozları şafakla sevişmeye başladığında beni benden alıp, onunla birleştiriyorlardı. Sonra da birlikte sonsuzluğun gökkuşaklarına doğru yelken açıyorduk...

Tımarhane Adası - Mehmet CORAL

18.11.09

33. saat - Tezimi yazmaya devam etmem gerek - gereklilik yalnızlıkla ve uykusuzlukla geçirilen 33. saatin sonunda hala tezime bir kelime dahi eklemedim ama 2 kitap bitirip 3. ye başladım. Bunlar hep tez yazmıyor olmamı meşrulaştırmak için - 

saat 01:06 okumaya başladığım romanın ilk cümleleri
"Aşk ya yakıp geçer, ya da sizi yapayalnız bırakır..."
oysa ki ben

uykusuzlukla sevişirken fonda çalan şarkı ...
fairground - find my love

http://fizy.com/s/105u0d

16.11.09

cennet şelalesi -
zamanda kaybolmuş bir yer (Up 2009)












işte tam da orada olmak istiyorum rengarenk balonlara tutunup oraya gitmek istiyorum-

15.11.09


içim bu kadar sıkılıyorken -
bir festival merasimi hayaliyle yaşıyorum...

13.cuma.11.09



Bugün 13. Cuma dün gece saat  24:00 olduktan ve bilgisayar ekranında o 13. Cuma yazısını gördüğümden beri içimde bir heyecan...     
Muhabbetli içkinin  ortasında bilgisayar ekranında beliriverdi... 13. cuma
değişik bişeyler olmasına olan tutkum depreşti ve korku filmlerinde ki- öleceği baştan garanti olan - karanlık odaya merakla ilk giren veya bir yabancıyla gereksiz muhabbete giren kız olmak istedim

hani ölmek istediğimden falan hiç değil - 13. cuma diye

heyecan olmadan güne başladım derken derken
pilkiz'im in yazısı ile karşılaştım - bütün bunların üstüne denk geldi, okuması keyif verdi...

http://www.ntvmsnbc.com/id/25020626/

09.11.09

ardında sadece bir kitap bıraktı - sayfalarının arasında notlar olan
gözümün değdiği ama elimin dokunamadığı bir kitap...
Loş ışığın altında ben uyuyakalırken yanımda okuduğu kitapların kokusu, sayfaların sesi - - bunu hissetmeden uyuyamıyorum artık
ama ben bilirim o hiçbir kitabı yarım bırakmaz, sonuna kadar okur -
o kitaplarını sonuna kadar okur, gelecek kitabını almaya...
o uzun güzel parmaklarının arasında göreceğim yine bu kitabı - işte tam da o anda ona diyeceğim ki
sen benim huzurlu mutluluğumsun...

06.11.09

- Bir ikindi vakti, başımı omzuna dayayıp uyumak isterdim, dedi kadın.
- Ya bir daha uyanmazsan, dedi adam.
- İşte mutluluk bu olsa gerek, dedi kadın.

Ferit EDGÜ

05.11.09

yalnızlıkla başbaşa kaldığımız gece
biraz dertleştik... biraz tartıştık... ama yine barışamadık
yalnızlığın soğuğu bedenimi okşarken titreyerek uyudum
yine yenik düştüm - yine ben isteksiz...

uykuya teslim olmaya çalışırken bütün gece kulağımda tek bir şarkı

L'adore now she cries
I close my eyes to see her face
I lay down to die on my devil's highway
Devil's highway
Devil's highway

http://fizy.com/s/16kole

04.11.09

dışarıda yağmur yağarken ben bir saçağın altında kalakaldım - gitmek ve kalmak arasında-
yağmuru izlerken dalgın düşüncelerimin sağanağı altındaydım...
içim ürpermeye başlamışken gitgide kanımın soğuduğunu hissettim
saçak altındaydım güvendeydim üstelik birkaç adım geriye atsam sıcacık bir yerde bulacaktım kendimi... sırtımda hissettiğim sıcaklığın güveniyle yağmurun soğuğuna doğru adım attım...
şimdi yağmurun altında geçireceğim bir süre sonrası sırtıma vuran sıcağa sarılmak için döneceğim ama önce biraz yağmur altında yürümem gerek

02.11.09



01.11.09

Kasım ayının ilk günü...

aidiyet duygusuna teslim olmak istiyorum -
yine giden olmak üzereyken kaldım, ama gideceğim yerdekileri yarım bıraktım aklım onlarda-
yarın onların yanına gideceğim buradakileri arkamda bırakarak - aklım burada
giden olmak zormuş - giden olabilmek zormuş
ben bir yere ait olayım... biraz da kalan olayım -