01.06.09

bir anda onu görüyorum gülümsüyor çok uzun zamandır unuttuğu -unuttuğum gibi gülümsüyor... onu içten gülümserken görünce ben de gülümsüyorum - sebepsiz- karşılıklı sebepsiz gülümsemeyi özlemişim diyorum...
elele yürüyoruz, önce deniz kenarı oluyor yürüdüğümüz yer sonra yeşillikler içindeyiz sonrada bir bakmışız rengarenk bir karnavalın peşinden sürükleniyoruz.... ne çok özlemişim seni diyorum dönüp bana bakıyosun gözlerin yorgun değil aklında sadece ben- sorunlar, kaygılar, sorumluluklar uçmuş gitmiş. Aklının, kalbinin, ruhunun tam ortasına oturuvermişim - hiç olmadığım kadar mutluyum, huzurluyum- bunu sana kim yaptı - ben olabilirmiyim -

boşversene diyorum kendime geri döndü işte... hayat dolu, ilgili, sadece senin yanında... biranda bir korku bu gerçek olamayacak kadar güzel... bunu söylemeyecektin diyor bir ses - soluk, soğuk- büyüyü bozdun.................

büyüyü bozdum..............

her şey yine aynı

28.05.09

habersiz gidişlerinin en güzel yani
geri dönüşünden emin olmam

27.05.09

26.05.09 - çilekli pasta -
Dün doğumgünümdü - doğduğum günün 28. tekrarı...
yılın en sevdiğim günü - en çok şımardığım, şımartıldığım...
şımarıklığı sevdiğimin ayyuka çıktığı

kucak dolusu sarılmalar, en içten öpücükler, mutluluk fişkıran hediyeler...
herkesi seviyorum, sevilmeyi seviyorum, sevmeyi seviyorum, "sevgi"yi seviyorum...
- ilgiyi seviyorum-

içimde o kadar çok teşekkür birikti ki -
herkese, her şeye ve hayata teşekkürler...

...iyi dostlar biriktirdim hepsi ailem oldu...

24.05.09

sorularımın cevabını bulamadığım gece tek bulduğum şey ruhumun yorgunluğu oldu...
ruhumun bu kadar yorgunken nefesim belli belirsiz, kalp atışlarım kesik kesik, hayat istemsiz...
hani diyorum ki -
bu dünyadan koşarak kaçsam...
küçük mutlulukları kovalarken, üstüme çöken mutsuzluklardan kurtulsam...

23.05.09

ben bir "masal kahramanı" gördüm, sevdim, özledim....

bana
"seni öpmek ibadetim benim
güzel yüzün de kıblem"
dedi...

beni benden aldı...

22.05.09

... koşarak yalnızlığıma kaçtım !!!

19.05.09

ölünün huzuru mu, kalanın ruhu mu ???
ölüler yokluklarıyla değilde, söylenemeyen sözler yüzünden acı verirler insana... yazıyordu seneler önce okuduğum bir kitapta...

ölümün bana omuz atmasının ardından... ölümün tutup yere çaldığı sevdiğim insanların yanından... gidenin ardından dökülen gözyaşlarını tek tek gördüğüm, dokunduğum gecenin sabahından...

karşıma çıkan kelimeler...
sen uzakta değilsin ki, hiç olmamışsın... hiç olmayacaksın...
ben beni kötülüklerden koruyan biri olduğunu biliyordum ama bunun sen olduğunu bilmiyordum...

17.05.09

özlemini hissetmek sıcak şarap gibi...
önce hafif burukluğunu hissediyorum, sonra içime akıyor sıcacık...
anında kanıma karışıyor, bütün vücudum şehvetli...
başım dönüyor - aşkını hissediyor-
kaçacak yer yok her şey ortada
ruhum bedenimden çıkmış çırılçıplak
neysem oyum, karşımda neysen osun
dudakların dudaklarıma değiyor...
zehir bırakıyorum usulca dudaklarından diline, dilinden tüm bedenine yayılıyor...
benim ol istiyorum sadece benim...
küstahça bir hile-
-panzehiri dudaklarım olan zehirin bütün bedenini sarmasını izliyorum...
nefesin, ruhun, bedenin... sadece benim

dulcinea

07.05.09


huzurlu liman... karaburun...yeniliman köyü...


kıvrıla kıvrıla dönen yol denizin oyalaması olmasa kök söktürür insana ama Harça Koyu'na gelince her şey yeniden başlar...

denizin tatlı esintisi ile Kömür Baba Burnu'ndan gelen kekik kokusu, nergis bahçelerinin seyirlik görüntüsü, hayatını balığa adamış yaşlı balıkçı ve pansiyocunun öyküsünün içindesiniz artık...

06.05.09

smyrna...

çocukluktan kalma tatlı bir huzur- balkon kapısını açık bıraktığım otel odasının bana yaşattığı duygu tam da buydu-
Denizden esen yosun kokulu rüzgar, caddenin sesi ile uykuya dalmak...
çocukken mızmızlanarak yattığım anneanne evindeki öğle uykusuna şimdi gülümseyerek ve çok özlediğim huzuru hissederek dalıyorum. Uzun zamandır uyumadığım kadar deliksiz birkaç saatlik uyku çok daha uzunmuş gibi dinlendiriyor. Sonrasında sokaklara atıyorum kendimi, ağzımda eski zamanların tadı kordon boyu yürüyorum. Günbatımını seyretmek için verilen mola ile birkez daha şahit oluyorum ki-
günbatımı dünyanın başka hiçbiryerinde bu kadar güzel olamaz-


05.05.09

saat izmir sularıydı...

şimdi kıyıdan bir meltem eser savurur saçlarının kokusunu buralara getirir...

zaman çok yavaş akıyor her anını hissediyorum, sadece canım istiyor diye bir binayı yarım saat seyredebiliyorum, yolda gördüğüm bir kediyle saatlerce oynuyorum...

tatil, huzur ve özgürlük...
tatilime eşlik eden kitaplardan birinde -
" - vakit bol, çok bol. Bolluğun değeri, anlamı olmayacak ölçüde bol. Ne yapmalı bu vakti? Bir şeyler yapmalı, bir şeyler kurmalı. Ama kurmak...
Kurmak için, kurmak gücünü bulmak için..."
-İzmirli Öyküler-


cümleler içimde anlam kazandı...

04.05.09

gece kordon, hafif esinti, müzik, İzmir kokusu...


garsonda birini bekleyeceğimi düşündüren garip önyargılar

-sipariş verebilir miyim?
şaşkın bakışın ardından, sipariş almaya hazır,
- bir bira, limonlu olsun lütfen...
- limon dilimi değil limon suyu konsun içine-
senden çok uzakta, senden çok habersiz - şimdi masamda bana eşlik eden bira, çerez ve bir kitap...
ve işte masama sen geldin...
hayatımdan nedensiz ve belirsiz çıkışının ardından bana kalan alışkanlıklardan biri "limonlu bira"
yine geceme geldin, hoşgeldin- yok hayır içim acımıyor artık buruk bir mutluluk var içimde sen gelince...
bambaşka hayatlarda, bir daha karşılaşmayacağımız yaşamlarda sen hala benimlesin, bir başkasının gülüşünde, başkasının sesinde, saçında, yürüyüşünde ve her seferinde limonlu biramda... bir şekilde hayatımda...

03.05.09

kırkınca...çirkince...şirince...

kalabalıkdan korkmuş saklanmış, görünmesin dokunulmasın diye önüne set çekmiş...
önce tatlı bir esinti okşuyor bedenini, ardından derin bir nefes sonrası şaşkınlıkla başını uzatıyor, ördüğü setin arkasından - hâlâ ürkek - dağların arasındaki huzur diyarını görüyor tam da o zaman gözleri kamaşıyor... küçük birkaç adımın ardından tüm benliğini kaplayan huzur- ve koşarak çıkıyor saklandığı yerden "ruhum" bu huzur dolu kasabayı görünce kuruluyor ait olduğu bedene-
ruhumun özgürlüğe kavuştuğu an...

ege tatlarından keyifli bir yemek, ev ekmeği, şeftali şarabı eşliğince gülen yüzlü insanların arasında... Türk Sanat Müziği fonda...
tüm lezzetler damağımda, havanın güzel kokusu burnumda, huzur tüm varlığıyla içimde...

02.05.09

hayatın içinden çıkıp gitme arzusu çöktü üzerime...

Bugün 16.05.09 on günlük hayattan kaçışın ardından "stand by"da geçen bir çalışma haftası ve yaşamın kırıntılarını topladığım bir cumartesi... yalnızlığımı paylaşan kelimeleri yazıldıkları günlerin tarihleriyle sanal ortama aktaracak olmanın kurgusu...

yolculuk-

"özgürlük budur belkide: Sürekli bir yersizlik sürüp giden bir yol...
Her yol kişiye varıyor sonunda, kişinin kendisine...
-Roma'ya değil, kişiye çıkyor her yol."

o. aruoba


yolculuğun ilk dakikalarında okunan ve altı çizilen bir kaç cümle...





02.05.09


Mavi zamalarda kaybettim maddesel değerlerimi, mavi zamanlarda kazandım manevi hazzı... arındım... yalnızlığımla tanıştım çok sevdik birbirimizi huzur buldum yanında- "yıllarca neden kaçtın benden" diye sordu "korktum" dedim. Nedensizce ve sebepsizce korktum senden ama zaman bu zamanmış gün bugünmüş tanıştık işte. Kabuk değiştiriyordum ben, beni tanıyordum.


Yalnızlığa doğru çıkılan yolculukta ilk saatler...

Kulağımda tatlı bir ezgi, akıp giden yollara eşlik eden renk cümbüşü, yoğun olarak hissedilen huzur... Tenime dokunan havanın tanıdık mayhoşluğu ile derince bir nefes çektim ve içime dolan bir yere ait olma hissinin –buralara ait olma hissinin- huzurlu güvenini yaşadım tüm benliğimle.

Yolculuklar, o anda bir yerde olmamanın verdiği mutluluktan ibarettir...

Yolculuğa çıkanlar hep bir paylaşım içindedir öncelikle yolu paylaşırlar sonra yoldaşlığı... Mola verilen yerlerdeki tatlı yorgunluk atışı paylaşırlar, yüze çarpılan soğuk yol kenarı suyunun hissini paylaşırlar...