08.06.10

"kül ve bakır
Bütün gündoğuşlarında yitirilecek, bir daha hiç görülmeyecek bir sevgiliye ama tüm gerçek aşklar gibi tek başına sevilmiş bir sevgiliye, bütün gündoğuşlarında bakıp da söyledğim bu! Denizin efsanevi savruluşlarından, bitmemiş ve hiç bitmeyecek bir başka tekbaşınalık sevgiden oluşan bu güzel kente, en çok da puslu, büyülü sonbahar sabahları, güneş yavaş sessiz yükselip denize vurduğu zamanlar söylediğim, tılsımlı bir armağan gibi yıllar yılı yüreğimde taşıyıp da büyüsünü yitirmediğim sözcükler bunlar: Kül ve bakır.
Bu kentin öteki adı. Sonra denizin sesini, el oyması bir kayığın yavaşça suya indirilişini, çanları, bir demircinin ilk çekiç vuruşunu, zayıf yüzlü çocukları, ezanları, martı çığlıklarını, oyalı bir başörtüsünü, bir de camilerin akşamüstü gölgelerini bırakıyorum., bu masalla birlikte  sana bırakıyorum. Belki bir gün, bir düşgünü yeniden karşılaşırsak güzelliğin ve büyülü sözcüklerin için bir armağan olsun sana benden."

Kış İkindisinin Evinde